YENİ YILDA; Hayatı tutabilmek, Sevgiyi kaçırmamak, Keşke dememek için düşlerini ikiyle çarp bu kez... Ve onları gerçekleştirecek zamanı ayır kendine...
Söze nasıl ne sekilde baslasamki bilemiyorum Her düsüncemde her fikrimde sadece özlemim geliyor aklıma Demin aklıma geldin sevgilim O yüzden yazmak istedim bu satırları Seni sevdigimi sölemek istedim sevgilim O yüzden yazıyorum bu satırları Seni seviyorum sevgilim
bir zamanlar kalbim yok derdim imkansız derdim ama demekki varmıs hala oralarda bi yerlerde atmak için savas veriyormus bana onun verdigi savası fark ettirdin ve kalbimin sadece kan için degil senin için askımız için attıgını anlattın ve ben sana dedimki senin iki canın var ama benim hiç yok dedim
bazen bir sahilde seninlen oturmak bir yaz gecesi hafif bir esinti ilen hafif bir rüzgarın bize getirdigi gitar sesi ilen yıldızların altında bas basa oturup rüzgarların anlattıgı seyleri dinlemek sadece seninlen göz göze gelmek seni görmek seni sevmek sana sarılmak senin elini tutmak sonra beraber uzanmak o sahile yıldızlarda üstümüzü örtsün gitar sesleri bitince sahile denizin hafif hafif okşayışının sesi ile basbasa kalmak ve seni o anda öpmek istiyorum ölene dek ellerinden tutmak istiyorum sonsuza kadar ölene kadar yetmez aslında ben seni öldükten sonrada sevmeye devam edicem bunun için sana yemin edebilirim sana minnettarım sevgilim beni o kalbine sıgdırdıgın yüregini bana verdigin için beni deli gibi sevdigin için beni sevdigin için minnettarım sevgilim benim sana verdigim sözlerim yemin olsun sana sevgilim seni seviyorum sevgilim
sana bir sır verimmi sevgilim benim gibiler eskiden vardı sevgilim sevdigine deli gibi tutulan onu sonuna kadar seven onunlan hep onunlan beraber olmak isteyen ve sevdimi gerçekten seven sevdigini hiç bir zaman sırtını dönüp gitmeyen satmayan ona kıyamayan onun için ölümü göze alan çok az kişi kaldı sevgilim bende onlardan biriyim sevgilim ben sana seni seviyorum diyorsam evet seviyorumdur sana iki canın var diyorsam ilk kaybedicegin benim canım olacaktır cunku benim canım sana aittir sevgilim bir söz verdimi o söz yemindir bnm için sevgilim bir arzun oldumu o arzunu yerine getirmek benim için zevklerin en büyüğüdür sevgilim
seni o kadar çok seviyorumki sevgilim tek göz yası damlana dünyayı yakarım seni o kadar çok seviyorumki sevgilim sacının bir tek teli kırılırsa ona kurban olurum eni o kadar çok seviyorumki sevgilim kimse bu dunyada kimse seni bnden fazla sevemez bazen sabahları uyanıyorum bir şeye sarıldıgımı anlıyorum bi an heveslen gözlerimi acıyorum sensindir diye ama yastıgımmıs anlıyorumki gece gene seni görmüşüm rüyamda sana sarılmak kokunu içime cekmek istemişim geceleri resmini öpmeden sac tutamını koklamadan uyuyamıyorum birazcık geciksen bana haber vermeden meraktan deliye dönüyorum sevgilim seni seni cok ama gerçekten çok seviyorum
Sen, Ne kadar çok şeysin Bir bilsen… Baktığım her yerde En taze fikirlerimde Sevda sevda var olabilen, sen Ah sen!... Ne kadar çok şeysin bir bilsen… Gözlerimdeki yaş , Yalnızlıklarımın tek ortağı, Sen benim var olduğum kadarsın.
Ah sen!... Sen benim tahayyüllerimsin bilemezsin Bir bilsen, bilebilsen… Uzandıkça sana,en ulaşılmazımsın, Sen yitirdiğim tek kazancım,Varlığımla yeniden var olan sen Sen benim en çekilesi acımsın…
Ve; Bilirim ben Sen ‘acır’ ama ‘acıtmaz’sın Senin farkında bu işte Sen benim aşık olduğum insansın…
Nefes nefes yüreğime işleyenim, Özüm sen, sözüm yine sen. Ah sen…
Bir sevdanın Yazılmamış son harfiyim kitaplarda, Satır aralarında saklıdır yorgunluğum…
Tarih düşmedim sayfalara, Sonsuzluğa yazarım ismini kadın, Sensiz geçen zamanların vurgunuyum…
İstanbul yok mu sayıyor beni, Rüzgarı dinle, bulutu seyret, Gözlerinden sızan yaşın tuzuyum…
Memleket kokar türkülerim, Ve suç sayılır kelepçesiz hürriyetim, Direnmenin karşı konulmaz tutkusuyum…
Ben, sendeyim…
Gözlerini kapatmıştı adam…Baharın taze kokusunu dinliyordu…Uzaktaydı İstanbul…Şu dağ yamacının arkasında olsa, kalkar gider miydi…Yürür müydü Sarayburnunda pervasız, tek başına…”Nasılda yankılanıyordur sesleri boğazda martıların…Deniz kokar şimdi oralar…”dedi…Düşündü… ”Nerdesin yar? ...Ne yapmaktasın? ...Evde misin, yolda mı, sokakta mısın? Bakıyor musun gökyüzüne…Takılıyor musun bir bulutun peşine…Söylediğin hangi şarkı değer, dokunur gülüşüne… Yine yenik düştüm affet…Kokuna, dokunuşuna, el verişine…”
Ne çoktu yeryüzünde çıkmaz sokak yanılgıları…Nedendi bu yol ayrımları… ”Zaman! ”diye fısıldadı yavaşça…”Zaman! ...Değiştirebilsem keşke…Bütün pişmanlıkları…”Yalnızdı…Uzun zaman olmuştu düşeli hayatın bir köşesinden. Etrafında dönüp duran insanlar ve çoğaldıkça kalabalıklar…O azalmıştı.. ”Öyle dolusun ki içimde…Öyle bendesin ki…Öyle yakın…Bir tek kokun var yollarımın sebebi…Terindir asi oluşumun müsebbibi…”
Zamansız gitmelerim vardı benim Ne bakışlar saplanmıştı sırtıma… Yankısı yüreğimde kalan çığlıkların “sus” uyum…
Yollar ne menzil tutardı ki Aşk’ta? ... Bir göz kırpmasına yenik değil miydi mesafeler…”Söz verdim kendime kadın” dedi…”Bundan böyle özlersem, namerdim seni…Aldım koynuma sesini…Rüzgara kattım sıcak nefesini…Ve her gece düşlerime kattım artık gözlerini…Yatsam sen…Uyansam sen…Özlersem çek tetiğini ayrılığın…Vur beni kadın! Lakin kokun…Tende sıcaklığın…Bir tek terindir yollara düşmemin sebebi…Dokunmak yanımdır, böyle asi, böyle huysuz, böyle kızgın oluşumun sorumlusu…”
Gözlerini kapatmıştı adam…Zamanı dinliyordu…Tik-tak seslerinde yankılanıyordu aşk…Bir gülümseme belirdi dudağının kıvrımında...Dilindeki ıslaklığın tadı dokundu kıvrıma…Huzur doldu birden yüreğine…Düşündü…Ve yeniden güldü bütün gitmelerine…Elini yavaşça kaldırıp, avcunu rüzgarın esintisine bıraktı…Usulca fısıldadı…
Biliyormusun sevgili susadım... Şair ''asıl maharet susuzken suyu içmek değil, karşısına geçip seyretmektir.'' demiş ya... Ne de güzel söylemiş, susadım ve kanmak istemiyorum nedense... Uzaklığından değil, aşkımdan sadece aşkımdan... Çocuk oluyorum bilirsin bazen.. Dokunmak isteyince titrer ellerim, bakamaz gözlerim, konuşamaz dilim... Galiba ben sevdim... İlk mi? Yoksa yeniden mi bilmem, sevdim, sadece sevdim... Özlemek nedir bilirmisin? Zamanı eritiyorum içimde... Geçen zamanla birlikte eritmek istiyorum bu belirsizliği, belki de sensizliği... Aslında kocaman bir yüreğim var benim.. Neler yok ki içinde... Dağlar, taşlar ve onca sevgi... Okyanuslar sığdı, sevdan sığmıyor işte, sabrım aklımı zorlar oldu yine... Hayalinle süslenen uzun geceden sonra tanyeri ağarmaya başladı.. Biliyorum sen yoksun bu şehirde.. Olsun bir ümit dedim ya, ümit ediyorum.. Yalnızlık takviminden birgün daha düştü avuçlarıma diyerek, tanrıya kaldırıyorum ellerimi, sevebilme gerçeğini istiyorum en sevgiliden... Yorgun bir sevda ateşi benimkisi,ikinci bahar belki, harabelerle dolu bir hayatın ortasında güneşe küsmüş hüzün bahçesi; zor sevdanın her meyvesi kan kusuyor üzerime, boğuluyorum.. Sensiz, denizsiz, mavisiz... Sırılsıklam bir sevda.. Rutubet kokar oldu hayellerim ıslanmaktan, yalnızlığa adım adım yaklaşmaktan... Sevdamı maviye boyadım ben.. Aşığım en adi suçluyum belki, belki yorgun bir savaşcı, mağlubiyeti kabullenen asker; belki bir mülteci... Kalbimi denize attım, sevmeleri sana bıraktım... Şair hasrete benzetmiş seni... Sen bir hasretin tamlananı, bense umutları sana değen her cümlenin tamlayanı olacaktım... Seni imkansız aşklara inat sevecektim.. Sevdim de aslında... Kör bıçakla kesildi umutlarım, gelmeden gittin.. Yürek bu, daha kaç gidiş kaldırır bilmem.. Kal diyemiyorum.. Yoksun, gelmedin ki nasıl dur gitme diyeyim... Yalnızlık örse inen çekiç gibi yüreğimde... Hayatın beni sensizliğe çakışı.. Ve ben bir türlü başımı kaldırıp dur gitme diyemiyorum.. Gelmedin ki...Yaşarken ölmek nedir bilirmisin? Yokluğunda binlerce sen üretirsin, sigara dumanında, bazen rakı kadehinin dibinde, bazen de bir defa görüpte gösterilmeyen resimlerde... Bazen tersine akıtmak istiyorum hayatı, yazık ki olmuyor, yine sensizim...
' Unutma zor sevdam... Bana bir sen borçlusun.. Beklediğim, özlediğim sen... Bana bir aşk borçlusun'
26/10/2007 - Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insanı..
Suskunuz... Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi...
Bu konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin, alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında bizim korkumuz...
İkimizde cesaret edemiyoruz. Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza. Seviyoruz onu. Bekli de yaşandığında yok olacağı korkusu bizi tereddütte düşüren. Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı...
Sen yapamadığın hamlenin, hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir şey olmayacağını düşündün hep... Bense yılların verdiği bir alışkanlıkla içinde var ettiğim bana daha fazla acı vermemek için susmayı tercih ettim...
İçimden çığlık atarak susuyorum... Susuyorum... İçimde o kadar güzelsin ki... Sana susuyorum...
Demiştim ya "yüreğim susmayı öğreniyor". Aslı yok. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor. O hiç susmayacak... Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak, parçalayacak içimi. Benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar...
Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insanı... Üşüyorum; alev alev üşüyorum... Hani saatlerce sessiz, tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya; gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil...
Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler... Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam...
gittiğin günden bu yana bilmem ne kadar zaman geçti. öyle içim acıyor ki...sanki her seni düşündüğümde kalbime bir hançer saplanıyor.sensizliğim o kadar büyük ki, hayatımın hiçbir anlamı kalmadı sanki...varolan sadece hiçbir şeyle dolduramadığım büyük bir boşluk. tüm sesler ve renkler keskinliğini kaybetti, dünyayı buzlu bir camın arkasından izliyorum sanki.göz yaşlarımı içime akıtıyorum ama burnumun direği devamlı sızlıyor...günlük hayata devam etme zorunluluğu ise tenime iğne gibi batıyor.oysa ben, senin göğsüne gömülmek istiyorum bir daha hiç kalkmamacasına; nefesimi senin dudaklarından almak istiyorum, beni hayata bağlayan zincirler senin kolların olsun istiyorum... sadece bir kez daha ve sonsuza dek...ne oldu bana böyle bilmiyorum. oysa başında her şey bir oyun gibiydi benim için...ama şimdi gerçeğin ta kendisi oldu bu sevda. hiç hazırlıksız vuruldum gözlerine...belki de onlarda kendimden yansımalar gördüm, kim bilir?sen gittikten sonra sanki renkler söndü, göremez oldum ayı ve yıldızları.oysa onlardan yardım istemeye gitmiştim ta uzak diyarlara, tanrıların dağına...gözlerimde bıraktığın boşlukta sisler oluştu, yolumu kaybettim...ulaşamadım tanrılara, dualarım ellerimde kaldı...rüzgarla göndermeye çalıştım onları sana... ama hiçbir cevap gelmedi...hala dualarıma bir cevap beklerim senden, her gece yıldızların tanrılarla buluştuğu saate...denizin köpüklerini topladım avuçlarıma. "umutsuzluğa kapılma" dedi su perileri...ama onların hiç biri kızıl değildi... anlayamazlardı bu aşkın büyüklüğünü...onlar aşkı sadece yunuslarla yaşarlardı... oysa ben aşkı seninle yaşadım.sabah düşen kırağı gibi serindi her dokunuşun; ateş ve ipekten yapılmış gibiydi gözlerindeki "deli" gölgeler... "umutsuzluğa kapılma" diyor su perileri hala...artık duymuyorum onları. rüyalara sığınıyorum artık geceleri...oysa onlar da acımasız davranıyorlar bana, bir kez olsun yüzünü göstermiyorlar bana, aralarında anlaşmıs gibi... diyar diyar dolanıyorum rüyalarımda. biliyorum, sen orada bir yerlerde saklandın... geceyi iple çekiyorum ve her uykuya yatışımda içimde bir umut, belki bu sefer seni rüyalarımda bulurum diye... biliyor musun, rüyalarım çıkarttı seni bir gün karşıma... gizliden avcumun içine yazdılar rüya cinleri seni bir gece. uyandığımda; sıcak bir bahar sabahında; avcumun içine kazınmıştı senin sevdan... ve o gün, sen bu çizgileri okumak için çıkıp gelmiştin beklediğin yerden.inanmamıştım bu kader çizgilerine önceleri... şimdiyse kaderi hafife almamın cezasını çekiyorum sanki. ancak rüya cinleri ve kader; çizgileri yarım bırakıp gitmişler...baharın büyüsüne kapıldılar belki bir an, belki de boyaları bitti çizgileri bitiremeden...belki de bendim erken uyanan bu sihirli uykudan, sabah seherine aldanıp. yarım kaldı çizgiler, yarım kaldı yaşananlar... yarım kaldı bu sevda. tırnaklarımla çizgileri tamamlamaya çalışıyorum şimdi... kanla, göz yaşımla yazmaya çalışıyorum bu sevdanın devamını... devamını avuçlarıma değil, ruhuma kazımaya çalışıyorum, bir daha hiç silinmemecesine. ruhum huzursuz, çünkü sen yoksun artık. gözlerim ufuklarda dolaşıyor yol cinleri ise kulaklarımda fısıldaşıyorlar... doğu ve batının cinleri kuzey ve güneyin cinleri... gitmem gerek bu diyarlardan; yaşamak için hayatta kalabilmek için gitmem gerek... açık yeşil renkli kelebeklerin lacivert gökyüzünde uçtuğu, kanatlarından ise sessizliğin döküldüğü bir yer olmalı, azra bir yer... sessizce bekleyeceğim seni orada... yıldızlar dökülecek lacivert gökyüzünden, sen ufukta göründüğünde ve tüm efsunlar çözülecek bana tekrar dokunduğunda... ben seni hep orada bekleyeceğim... yıldızlar ebediyen sönene kadar...